Sohbetdesin.Com Paylaşım Plartformu.. - Tekil Mesaj gösterimi - Çocuklara Din Eğitiminde Ülkemizdeki Mevcut Durum
Tekil Mesaj gösterimi
Alt 09-22-18, 02:00  
ReyyAn
Avatar Yok

Sohbetdesin Forum - Chat ve Sohbet Forum Sitesi.
Üye No: 560
Üyelik tarihi: Apr 2018
Üye Grubu: Banlı Üye
Mesajlar: 0
Konular: 2043
Şube: Ankara Şubesi
İlişki Durumu: İlişkisi Yok
Ruh Hali:  Kabadayi
Tuttuğu Takım:

Level: -INF [♥ Bé-Yêu ♥]
Paylaşım: NAN / -INF
Güç: -INF / -INF
Tecrübe: NAN%

Teşekkürler: 639
517 Mesajına 689 Kere Teşekkür Edildi
REP Gücü : 0
REP Puanı : 0
REP Seviyesi : ReyyAn is an unknown quantity at this point
Standart Çocuklara Din Eğitiminde Ülkemizdeki Mevcut Durum

1. Grup: Çocuklarına Din Eğitimi Verme Gereğine İnanmayan Aileler

Bu aileler çocuklarının din eğitimleriyle ile ilgilenmelerinin gereğine inanmayan, din insan için önemli bir unsur olmadığı görüşüne sahip ailelerdir. Bu tür aileler, din derslerinin seçmeli dersler arasında olduğu yıllarda, çocuklarına bu derslerin verilmesini istemeyen kimseler olduğu gibi, günümüzde de din derslerinin çocuklar için zararlı olduğunu, çocuğun din adına anlatılanlardan dolayı aklının karışacağını iddia etmektedirler. Bu arada bazı örnekleri ileri sürerek, din dersleri programlarını, öğretmenleri ve din eğitimi kurumlarını da sık sık eleştirmektedirler. Bu tür ailelerde yetişen çocuklar din eğitimi adına hiçbir şey almadıkları gibi, dini pratikleri yaşama açısından oldukça yetersiz olan anne babalarından bu yönde de olumlu bir şekilde etkilenememektedirler. Yine bu tür ailelerde dini bilgiye yeterince ve doğru bir şekilde sahip olunmadığı için hatalı telkinlerde de bulunulabilmektedir. Sözgelimi, bazı çevrelerde rastlanıldığı üzere, Cenâb-ı Hak, çocuklara “Allah Baba” şeklinde tanıtılmakta, böylece içinde yaratılıştan var olan iman cevheri yanlış yöne kanalize edilerek köreltilmektedir. Hristiyanlıktaki teslis inancının kötü bir taklidi olan bu ifade tarzının İslâm akidesine tamamen ters düştüğünü yeri gelmişken belirtmeliyiz. Kısaca, bu tür ailelerdeki çocuklar, ilk çocukluk yıllarında almaları gereken dini bilgileri alamamakta, dini duygularının gelişmesine imkan tanınmamakta ve dini bilgi bakımından da son derece yetersiz bir durumda yetişmektedirler. Salt ahlaki kurallar ve toplumun değer yargılarının, çocuğun yüce bir kudrete inanma ve bağlanma ihtiyacını gideremeyeceği ve çocukta vicdan duygusunun gelişmesine yardımcı olmayacağı da bir gerçektir. Öte yandan bu tür ailelerde yetişen çocukların çocukluk yıllarında almaları gereken bu bilgileri sonraki yıllarda da alamamaları durumunda ortaya, dini kavramlar ve dini terminoloji bilgisinden yoksun bir entelektüel tipi çıkmakta ve sözgelimi bir haber spikeri olarak “Sayın seyirciler! Bu yıl hac günlerinin Kurban Bayramına denk gelmesi sebebiyle büyük izdiham yaşanıyor(!)” şeklinde haber geçebilmekte ya da bir TV sunucusu olarak “Yüce Allah bir hadis-i şerifte şöyle buyuruyor(!)” diyebilmektedir.



2. Grup: Din Eğitiminin Gereğine İnanan Ancak Bunu Gerçekleştiremeyenler

Bu gruptaki aileler, çocuklarının din eğitimiyle ilgilenmelerinin gereğine inanan ancak dini bilgi bakımından yeterli düzeyde olmadıkları için bu konuya gereken ilgiyi gösteremeyen ve çocuklarını ilkokul yıllarına kadar eğitimsiz bırakan ailelerdir. Yine bu aileler, din eğitiminin ilkokulda verilmesinin daha doğru olduğunu zannetmektedirler. Oysa yapılan araştırmalarda öğrencilerin 2/3’ü, “haftalık ders saatinin yetersizliğinden”, ??ü “öğretmenlerinin davranışlarından ve derslere gerektiği şekilde önem vermediklerinden” yana şikayetçidirler. Denilebilir ki, -en iyimser bakış açısıyla bile- öğrencilerin 2/3’ü çeşitli sebeplerle, din kültürü ve ahlâk bilgisi dersinden istenen faydayı sağlayamamaktadır.

Böylesi ailelerde yetişen çocuklar dini duygu ve dini uyanış bakımından gecikmeye maruz kalmışlar ve aileden almaları gereken eğitim-öğretimi alamamışlardır. Şayet bu aileler dini prensipleri bir parça yaşayan kimseler ise, çocukların kaybı o derece az olmakta, dini prensiplerin yaşanmaması durumunda ise kayıp daha fazla olmaktadır. Böylesi ailelerde yetişen çocukların, anne babalarının ibadetlerinden ne denli etkilendiklerine dair sonraki yıllardaki değerlendirmelerinden birkaç bulgu aktarmak istiyoruz.

“16 yaşındayım ve babamı bir kez bile namaz kılarken, secde ederken görmedim. Çok üzücü bir şey benim açımdan... Namaz kılsa ve bizi de teşvik etse gerçekten büyük mutluluk duyardım.” (Kız, 16 yaş)

“Ailem ibadetler konusunda benimle pek ilgilenmiyorlar. Kendileri de gevşek davrandıkları için, teşvikleri beni pek etkilemiyor. İbadetlerimi düzenli olarak yaptığımı söyleyemem.” (Erkek, 16 yaş)

“İbadete beni sadece annem teşvik eder. Babamın teşviklerini ise umursamıyorum. Çünkü o söylediklerini kendisi yapmıyor.” (Kız, 16 yaş)

Bu ifadelerin sahibi olan öğrencilerin diğer sorulara verdikleri cevapları analiz ettiğimizde, bu öğrencilerin, ailelerinden din eğitimi almadıkları ve anne babalarının dini prensipleri yaşama konusunda gevşek davrandıkları ortaya çıkmıştır.

Sonuç olarak, yedi-sekiz yaşlarına kadar, din eğitimi yönüyle temel bilgiler verilmemiş çocukların ilkokuldaki Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi dersiyle ancak 4. sınıftan itibaren karşılaştığını hesaba katacak olursak, bu grupta yer alan çocukların da din eğitimi ve öğretimi yönüyle şanssız sayıldıkları söylenebilir.



3. Grup: Çocuklarına Din Eğitimi Veren Ancak Hatalı Davranan Aileler

Bu gruptaki aileler, özellikle Anadolu’da “geniş aile” tipini oluşturan ve çocuklarının din eğitimini geleneksel şartlarda yerine getiren ailelerdir. Dini prensiplerin az ama çok yaşandığı bu ailelerde, din eğitimi ve öğretimi çoğu kez dede, nine, anne, baba bazen de yakın akrabalar tarafından yaygın eğitim tarzıyla yapılmaktadır. Dolayısıyla, çocuk psikolojisinin gereklerine uyularak belli kurallar çerçevesinde bir eğitim verildiği söylenemez. Bu nedenle, verilen din eğitiminde düşülen bazı yanlışlıklar, ileriki yıllarda çocuğun ibadetlerini ve inancını terk eden biri olmasına sebebiyet verebilmektedir. Bu ailelerde dikkati çeken özelliklerden biri şudur. Çocuktaki vicdan gelişimi “Allah korkusu”yla sağlanmak istenmekte ve çocuğu istenmeyen davranışlardan vazgeçirmek için yine “Allah korkusu”na başvurulmaktadır. Sık sık “Allah seni cezalandırır/Gözünü kör eder/Cehennemde yakar/Seni taş yapar” gibi tehditlerle sindirilen çocuk, bu sayede Allah Teala’yı çocukları cehenneminde yakan, onları taş yapan, gözleri kör eden bir varlık olarak tasarlamakta ve Allah’ı daha henüz sevemeden ondan korkmaya başlamaktadır. Halbuki, doğru olan şudur: Çocuk ergenlik çağına kadar dini bakımdan herhangi bir sorumluluk ve yükümlülük taşımamaktadır. Allah Teala’nın onlara sağladığı bu müsamaha onlardan esirgenmemelidir. Ve çocuğa her şeyden önce Allah sevgisi aşılanmalı ki, o da sevdiği ve sevgisini içinde hissettiği yüce Yaratıcıya her hal ü karda ibadetten zevk alabilsin.



4. Grup: Din Eğitimini En İdeal ½artlarda Veren Aileler

Bu grupta yer alan aileler ise, dini bilgileri çocuğa kazandırmanın bir anne babalık görevi olduğu şuurunda olanlar ve bu düşünceden hareketle çocuklara dini bilgileri aktarmanın çabası içinde olanlardır. İster “geniş aile”, ister “çekirdek aile” tipinde olsun, bu tür ailelerde çocukların din eğitimleri, genellikle bu konuda bilgisi olan dede, nine, anne baba veya diğer yakınlar tarafından yerine getirilmekte, yeri ve zamanı gelince de diğer eğitim kurumlarıyla bu eğitim desteklenmeye çalışılmaktadır. Ancak yaygın veya örgün eğitim kurumlarına (cami kursları ve okullar) gönderilirken de bu ilgi ve ihtimam devam etmektedir. Yani ebeveyn, çocuğunu evden göndermekle görevinin bittiğini düşünmemektedir. İdeale yakın diyebileceğimiz bir şekilde din eğitimi ve öğretimi veren bu aileler genellikle dini bilgiler bakımından yeterli ve kendini geliştirmeyi arzu eden, bunun yollarını araştıran kısmen yüksek, büyük oranda ise orta tahsilli insanlardır. Böylesi ailelerde yetişen çocukların sonraki yıllarda yaptıkları değerlendirmelerden birkaç örnek aktarmak istiyoruz.

“Bana çocukluk yıllarımda hep sevgi ve hoşgörüyle davranıldı. Bugün tutarlı ve olumlu davranışlara sahipsem, bunda ailemden aldığım dini eğitimin büyük rolü var.” (Kız, 17 yaş)

“Benim için en etkili örnek ailemin, gözümün önünde namaz kılmalarıydı” (Erkek, 18 yaş)

“Ailem ibadetlerini yerine getiren kimseler oldukları için teşviklerini olumlu karşılıyor ve onlarla birlikte ibadetlere katlıyordum.” (Erkek 16 yaş)



Sonuç olarak şunlar söylenebilir:

Aile, okul öncesi eğitimin her safhasında gerek tutum ve davranışların kazandırılmasında, gerek karakterin şekillenmesinde ve gerekse din eğitiminde en önemli rolü üstlenen kurumdur. Onun bıraktığı eksikliği bir başka müessesenin doldurması da söz konusu değildir. Ülkemizdeki mevcut durum ise -gerek okullarda yeterli bir eğitimin olmayışı, gerekse ailelerin bu işi gereğince ciddiye almamaları sebebiyle- pek iç açıcı değildir. Anne babaların evliliğin ilk yıllarından itibaren çocukları tanımaya ve onları eğitmeye yönelik tüm çabalarını sergilemeleri hem kendileri, hem çocukları hem de ülkemizin geleceği açısından son derece önem kazanmıştır. Çünkü artık bilinen bir gerçek var ki, inanç duygusundan ve moral değerlerden uzakta kalan gençlik, sınırsız özgürlüğün sarhoşluğu içinde her geçen gün biraz daha çıkmazın içine sürüklenmekte, ahlaki dejenerasyonun türlü şekilleri hem onları hem de tüm toplumu tehdit eder hale gelmektedir. Ne dersiniz, bu hale gelmemizde anne babalar olarak hiç sorumluluğumuz yok mu?...
ReyyAn isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla

ReyyAn Kullanicisinin Son 5 Konusu
Baslik Kategori Son Yazan Cevaplar Okunma Son Mesaj
Göz sağlığını korumak için 9 ipucu Göz Sağlığı ReyyAn 0 294 01-03-19 22:03
Göz sağlığı için faydalı 6 besin! Göz Sağlığı ReyyAn 0 238 01-03-19 21:58
Araştırma Görevlisinin Katil Zanlısı Tutuklandı Güncel Haberler ReyyAn 0 236 01-03-19 21:52
Sağlık Ekipleri Hamile Kadın İçin Seferber Oldu Güncel Haberler ReyyAn 0 264 01-03-19 21:51
Gümüşhane'de Yamaçtan Kopan Kayalar, Apartmanın... Güncel Haberler ReyyAn 0 223 01-03-19 21:50